‘İnternet’ Kategorisindeki Tüm Yazılar

Jeff Bezos’dan 37 Signals’a Yatırım

June 7, 2009
Jeff Bezos - Amazon.com

Jeff Bezos - Amazon.com

Tam da 37 Signals‘dan bahsederken bu yatırım haberini gördüm; Amazon.com‘un kurucusu Jeff Bezos, kişisel yatırım şirketi Bezos Expeditions üzerinden 37 Signals’a yatırım yaptı.

Steve Jobs, Bill Gates vs. gibi isimleri nispeten “offline” kahramanlar olarak sayarsak, Jeff Bezos ciddi anlamda yakından takip ettiğim ilk “online” isimlerden biriydi. Amazon.com – Get Big Fast okuduğum en iyi internet girişimi hikayesidir. Amazon.com’u tüm kitap alışverişlerim için kullanıyorum ve bu kadar büyümelerine rağmen hala nasıl bu kadar dinamik kalıp “Web 2.0″ listelerinde yer alabildiklerine şaşırıyorum. Bu nedenle Jeff Bezos’u ve yatırımlarını da yakından takip etmeye çalışıyorum.

Bu kadar yakından takip ettiğim bir internet önderi bu kadar yakından takip ettiğim bir internet girişimine ortak olunca çok meraklandım. 37 Signals önceki yazımda belirttiğim gibi şu an web’in yıldızlarından, peşlerinde uzun zamandır bir çok VC vardı ancak kesinlikle paraya ihtiyaçları olmadıklarını ve küçük kalmaya devam etmek istediklerini söylüyorlardı. Jeff Bezos ise Amazon.com gibi bir devin başındayken hala 2 pizzalık takımları (bir takımın en fazla 2 pizzayla doyabilecek kadar büyük olması gerektiğini söylüyor) destekleyen bir adam. Bu ortaklık bence harika bir eşleşme.

37 Signals’ın “para için yapmadık, Jeff Bezos’un bize sağlayacağı entellektüel birikim daha önemli” açıklamasını herkes biraz “yapmacık” buluyor. Ben iyimserlerdenim, bence yapılarını bozmadan, elde ettikleri bu gücü doğru kullanıp çok daha iyi ürünler çıkarmaya devam edecekler. Bu ortaklığı heyecanla takip edeceğim.

PaylaşPaylaş     E-PostaE-Posta     E-PostaPermalink     E-PostaTrackBack

37signals’dan kitap: Getting Real

May 8, 2009
Getting Real | 37signals

Getting Real | 37signals

37signals hayranlıkla takip ettiğim bir şirket. Ruby on Rails ile ilgili zaten yazmıştım, Basecamp’i kendi projelerim için kullanıyor ve herkese öneriyorum, diğer ürünlerinin de basit ve çok kullanışlı olduğuna eminim. 37signals’ın benim yeni öğrendiğim bir başka sürprizi daha varmış, tüm yaptıkları yetmiyormuş gibi bir de kitap yazmışlar!

Getting Real“, internetten ücretsiz okuyabileceğiniz, 19$ karşılığında PDF’ini alabileceğiniz, 25$ verdiğinizde ise basılı olarak alabileceğiniz bir k itap. Getting Real özetle, 7 kişiyle ve yatırım almadan bu kadar başarılı ürünü ve bir framework’ü yapan 37signals’ın takip ettiği yolu ve çalışma prensiplerini anlatıyor. Kitap kesinlikle teknik bir kitap değil; iş, girişim, pazarlama, kod, ekip, test gibi tüm konulardan bahsediyor. Kitaplarının ürünleriyle bu kadar tutarlı olması ilginç: Getting Real basit, hızlı (okunabilir) ve yararlı.

Kitapla ilgili diğer bir ilginç nokta ise, 19$’lık bir e-book’u 30.000 adet satmayı başararak 600.000 dolarlık bir gelir elde etmeleri. Bu fiyat pek çok yeni girişimin ihtiyaç duyduğu sermaye miktarı. 37signals herhangi bir yatırım şirketinden para almamaya devam ediyor, bunun yerine bir kitap yazıp (ücretsiz olarak da sunmasına rağmen) 600K$ kazanıyor!

37signals’ın her ürününü önerdiğim gibi, bu kitabı da mutlaka okumanızı öneriyorum. Hem kişisel hem de ekip olarak çalışmanızı ve süreçlerinizi ciddi bir şekilde geliştirme potansiyeli var. Yeni bir ekip kuruyor olsam, herkesin masasına bu kitabı bırakırdım.

PaylaşPaylaş     E-PostaE-Posta     E-PostaPermalink     E-PostaTrackBack

PayPal Türkiye’de!

March 11, 2009

PayPal sonunda Türkiye’ye kesin olarak geldi. Zaten önce arayüzün Türkçe’ye çevrilmesi, daha sonra Türk banka kartlarına ödeme yapılması ile gündeme gelmişti. Ancak artık biriken paranızı Türk banka hesabınıza aktarabilmenizle birlikte, PayPal tam anlamıyla Türkiye’de diyebiliriz. Burada bir ofis açılması ve yapılacak faaliyetlerle ilgili bir bilgi ise henüz yok.

Ben yurtdışında internet üzerinde yaptığım neredeyse tüm alışverişlerimde PayPal kullanıyorum (amazon.com gibi bir kaç çok büyük site dışında). Bu tabi ki öncelikle kredi kartı güvenliğimi sağlıyor, kredi kartı bilgim sadece PayPal’de duruyor.  Ancak Türk kullanıcıların aslında pek bilmediği ama şu andan itibaren öğreneceği şekilde, tüm ödemelerinizi PayPal’den yaptığınız zaman PayPal bir anda sizin para yönetiminizi yaptığınız yer haline geliyor. Çok beğendiğim kolay arayüzü ile her ay nereye ne kadar harcamışsınız, rahat bir şekilde görebiliyor ve takibini yapabiliyorsunuz.

PayPal Türkiye

PayPal Türkiye

Yine de esas nokta, PayPal’i satıcı olarak kullanma imkanın ortaya çıkması. Şu andan itibaren internet üzerinden herhangi bir servis açtığınızda, sanal pos ile uğraşmadan ilk günden itibaren PayPal kullanarak üyelerinizden ücret alabileceksiniz, hem de kredi kartından çok daha iyi şartlarla! Genelde 45 gün olan sanal pos ödeme süresi yerine, PayPal’den 5-10 gün içerisinde paranızı alıyorsunuz. Üstelik 600 YTL’nin üzerinde çekim yapıyorsanız, paranızdan herhangi bir masraf kesilmiyor.

PayPal’in Türkiye’de yer almamasının yarattığı sonuçları “PayPal Broker“‘larını gördüğümde çok şaşırarak görmüştüm. Bir Amerikan banka hesabına sahip olmayan kullanıcılar PayPal’de biriken paralarını alamadıkları için, Amerikan hesabı olan aracılara %10 gibi yüksek komisyonlar vererek paralarını çekiyorlardı. Ve gerçekten forumlarda yapılan aracılı PayPal işlem sayısı inanılmaz boyutlardaydı. Bu tür bir eksikliği farkedip bunu bir iş modeline çevirmelerine gerçekten şaşırmıştım.

PayPal kesinlikle Türkiye için çok yararlı olacak. Ben maalesef kişisel olarak kredi kartı ile ödeme alan bazı şirketlerin bu işlem için yeterli güvenlik altyapısına sahip olmadığını biliyorum. O yüzden yurtdışında yaptığım gibi Türkiye’de de internetten tüm ödemelerimi kesinlikle PayPal üzerinden yapacağım. Aynı şekilde, şu an bir servis açıyor olsam, PayPal’in yaygınlığı gibi konuları düşünmeden doğrudan ödeme sistemini PayPal üzerinden kurarım. PayPal’in Türkiye’de doğru bir şekilde yayılması, şu sıralar Türk e-ticareti ve girişimcileri için olabilecek en iyi gelişme.

PaylaşPaylaş     E-PostaE-Posta     E-PostaPermalink     E-PostaTrackBack

iPhone’unuzdaki kişi fotoğraflarını özgür bırakın!

March 10, 2009
Photo Phonebook

Photo Phonebook

iPhone’unuzun adres defterini, Facebook gibi pek çok sosyal ağ ile senkronize edebileceğiniz çözümler zaten mevcuttu. Ancak “Photo Phonebook” farklı bir özelliğiyle ilgimi çekti. Bu iPhone application’ı sayesinde, birisi sizi aradığında doğrudan o kişinin Facebook’a koyduğu fotoğraf telefonunuzda görüntüleniyor.

İlk bakışta hoş ama basit bir fikir gibi geliyor, özetle telefonunuzdaki pek çok kişinin fotoğrafı yokken, bir anda çoğu kişiyi fotoğraflı hale getiriyorsunuz. Ancak bence asıl önemli nokta, Facebook’taki profil fotoğrafınızı güncellediğinizde, bu uygulamayı kullanan tüm arkadaşlarınızın telefonlarında da fotoğrafınızın güncellenmesi.  Eğer ortalama 100 ile 300 kişi arasında insanın telefonunda kayıtlı olduğunuzu düşünürsek, aslında karşımıza mikro bir sosyal mecra çıkıyor.

Sosyal ağ kullanırken profil fotoğrafınızın güncel, sempatik veya komik olmasına dikkat ediyor olabilirsiniz, ancak o kadar. Çünkü kalan her şeyi status mesajınızla belirtiyorsunuz. Ancak Photo Phonebook yaygınlaşırsa, profil fotoğrafınız telefonlara da yayılacak ve sizi en iyi ifade eden fotoğrafınızı seçmeye çalışacaksınız. Bununla kalmayıp, fotoğrafa o an nerede olduğunuzu (örneğin tatildeyseniz), kendinizle ilgili güncel bir bilgiyi, küçük bir mesajı ekleyebilir ve sizi arayan insanlara daha konuşma başlamadan önemli bir bilgi verebilirsiniz.

Henüz çok büyüyeceğini sanmıyorum, ancak başka insanların telefonlarındaki fotoğrafınızı kontrol edebilme özgürlüğü oldukça hoşuma gidiyor.

PaylaşPaylaş     E-PostaE-Posta     E-PostaPermalink     E-PostaTrackBack

Günlük blog gazeteniz

February 27, 2009

The Printed Blog, Amerika’da belirli şehirlerde yayınlanan ve seçilmiş bloglardan derleme yazılarla oluşturulan yeni bir gazete. The Printed Blog özellikle yolda, metroda okunmaya yönelik genelde kısa olan blog yazılarını topluyor ve bir gazete olarak sunuyor.

The Printed Blog

The Printed Blog

The Printed Blog’un iki özelliği öne çıkıyor. Birincisi, basılı ortamda yer alıyor olsa da, yapım sürecinin son derece interaktif olması. İsteyen herkes bir sonraki sayıda basılması için gazetenin web sitesinden blog yazıları gönderebiliyor, gazete editörleri ise bir yandan blog dünyasında yazı arıyorlar. Aynı şekilde gazete aslında son derece özelleştirilebilir bir içeriğe sahip. Bu okuyucuların web sitesinde verdikleri oylar sayesinde oluyor. Öyle ki The Printed Blog’un aynı şehirde bile birden çok versiyonu olabiliyor. Şehrin hangi bölgesinde oturuyorsanız, sizin bölgenizde oturan okuyucuların gazetenin web sitesinde verdikleri oylarla o bölgede çıkacak versiyonun içeriği belirleniyor. Yani hem içeriğin kaynağı, hem de içeriğin seçimi internette olduğu gibi (daha kısıtlı kapsamda olsa da) aslında okuyucunun elinde.

İkinci önemli konu ise tabi ki gelir modeli. Tahmin edilebileceği gibi, The Printed Blog ücretsiz dağıtılıyor, gelirini reklamdan elde ediyor ve bu geliri içerik sahibi blog yazarlarıyla paylaşıyor. Bu iş modelinin gelir istikrarı ayrı bir konu ancak, bence ücretsiz bir gazete için bloglar çok doğru bir içerik. Hem ücretli gazete ve dergilerde olmayan, yani basılı ortamda genelde görmediğiniz bir içerik sağlıyorsunuz, hem de bu içerik genelde hızlı tüketilebilecek kısa yazılardan oluşuyor.

Türkiye’de bu tür bir girişim tutar mı emin değilim (özellikle daha bu ay Gaste‘nin kapandığını düşünürsek), ancak şu ana kadar blog içeriğini basılı mecranın değerlendirmemesi doğrusu ilginç. Belki sadece blog yazılarından oluşan bir gazete için henüz erken ancak; çoğu gazete köşe yazarından daha başarılı bulduğum bazı blog yazarlarının yazılarını örneğin bir derginin 7-8 sayfalık bir “Blog Köşesi” hazırlayarak kullanması bence doğru bir adım olurdu.

PaylaşPaylaş     E-PostaE-Posta     E-PostaPermalink     E-PostaTrackBack

Eğer Windows Internet Explorer’la beraber gelmeseydi, Firefox’u nasıl indirecektiniz?

February 13, 2009

Firefox | IEDigital Daily’de gördüğüm bu başlık gerçekten beni çok güldürdü :)

Avrupa Birliği Komisyonu’nun, Microsoft’un Internet Explorer’ı Windows ile beraber dağıtıyor olmasının; tarayıcı pazarında rekabeti ve gelişimi önleyici bir etki yaratması iddiasıyla yaptığı şikayet; Opera ve Mozilla-Firefox tarafından ciddi bir şekilde destek görmekte. Aynı konu daha önceden Amerika içerisinde de gündeme gelmişti. Microsoft ise daha önce Windows Media Player’ı da Windows’la beraber dağıtması nedeniyle ciddi cezalar ödemişti.

Başlık bir espri olsa da bence kesinlikle gerçeklik payı taşıyor. Bir düşünün; bu şikayet sonucu Internet Explorer artık Windows’la dağıtılmıyor, tüm dünyadaki Firefox’cular pazarın demokratikleşmesi nedeniyle mutlular. Bir kullanıcı olarak bilgisayarınıza yeni bir Windows kuruyorsunuz, ve internette gezinemiyorsunuz! Firefox kurmak için de sizi firefox.com‘a götürecek baş belası bir Internet Explorer’ınız yok!

Konuyla ilgili arkadaşlar hemen FTP vs. gibi bir çok yolla Firefox kurulum dosyasının edinilebileceğini ve kurulabileceğini söyleyeceklerdir. Ancak standart bir kullanıcı için, ister explorer ister firefox kullanıyor olsun; bir işletim sisteminin tarayıcısız geliyor olması bence çok ciddi bir problem.

Bu arada akla gelen bir konu da, Apple’ın kendi işletim sistemiyle beraber Safari’yi dağıtıyor olmasına kimsenin şikayet etmemesi.

Gerçekten de bu zeki başlık için John Paczkowski‘yi kutlamak gerekiyor. Açıkçası ben, kurduğum Windows’un Internet Explorer’la beraber gelmesini istiyorum, Explorer’ı sadece Firefox indirmek için kullanıcak olsam bile!

PaylaşPaylaş     E-PostaE-Posta     E-PostaPermalink     E-PostaTrackBack

eTohum 2009 Girişimleri

February 3, 2009
eTohum.com

eTohum.com

Dinlio.com girişiminde beraber çalışma fırsatını bulduğum sevgili Burak Büyükdemir‘in müthiş organizasyonlarıyla uzun süredir devam eden eTohum’a 31 Ocak Cumartesi günü en sonunda katılabildim.

eTohum internet girişimcileri, yatırımcıları ve profesyonellerini bir araya getiren; her yıl seçilecek sınırlı sayıda internet girişimi için workshop’lar düzenleyip, her konuda destek verecek ve olası yatırımcılarla tanıştıracak olan, Türkiye için çok yararlı olduğunu düşündüğüm bir organizasyon. 31 Ocak günü yapılan toplantı ise ayrı bir önem taşıyordu, çünkü 2009 yılında eTohum workshop’larına katılacak ve çok ciddi tecrübelere sahip bir kadro ile zaman geçirme şansına sahip olacak internet girişimleri açıklanıyordu.

Girişimler arasında genelde yurtdışındaki fikirleri Türkiye’ye uyarlama modeli izleyen siteler çoğunluktaydı; bu fikre düzgün bir lokalizasyon yapıldığı sürece bence gayet doğru bir strateji. Yine de enteresan bir nokta dikkatimi çekti; tüm girişimler az ya da çok sosyal web’in önemini ve Web 2.0 akımının artı noktalarını biliyor olsalar da, Türkiye’de çok ciddi bir kullanıcı kitlesi olan Facebook ve MySpace gibi platformlar üzerine herhangi bir girişim yoktu. Ya bu tür platformlardaki uygulamalardan gelir elde etme yollarının yeterince bilinmiyor olması ya da bu avantajın yeterince bilinmiyor olması, bu sosyal platformların üzerine entegre olacak şekilde tasarlanmış girişimlerin çıkmasını engelliyor.

eTohum’daki girişimlerden benim özel olarak dikkatimi çekenler şunlardı:

Ideshot.com
Kullanıcıların kullandıkları markalarla ilgili önerilerini bu markalara iletmelerini sağlayan bir platform. Yurtdışında başarılı birkaç örneği olan bu konu sanırım Türkiye’de ilk kez işleniyor.

Kartguru.com
Kullanıcılara kredi kartları kullanımlarıyla ilgili (hangi işlemlerde hangi kartı kullanmanız gerektiği gibi) tasarruf sağlayacak bir servis. Detayları henüz belli olmasa da, kullanıcı dostu olduğu takdirde kredi kartına çok düşkün ancak para yönetimi konusunda son derece başarısız olan ülkemizde çok hızlı büyüyebileceğini düşünüyorum.

Ogrence.net
Dersanelerin velilerle iletişimini ve etkileşimini sağlayacak bir platform. Öğrenciler, veliler ve dersaneden oluşan bu ortam için sosyal özellikler taşıyan bir platform olmaması çok ilginç. Bence çok iyi bir alan yakalamışlar, tüm projeler arasında kısa sürede pozitif nakit akışına sahip olması en muhtemel proje sanıyorum buydu.

Sunumax.com
Web sitelerine hareketli insan videoları ekleyerek site tanıtımını yapan bir araç. Sunumax ekibi beklentileri boşa çıkarmayıp hem en iyi sunumu yaptı, hem de referanslarıyla şimdiden uzun vadede istikrarlı bir gelir akışına sahip bir girişim olacağının sinyallerini verdi.

Userspots.com
Inovasyon anlamındaki tek gerçek örnekti. Kullanılabilirlik testi ve göz tarama cihazlarıyla desteklenen reklam algısı testlerini Türkiye’de yaptıkları ar-ge ile gerçekleştiren ve fiyat avantajını kullanarak global’e oynamayı planlayan bir ekipti userspots.com. Doğrusu nasıl devam edeceklerini merakla takip edeceğim.

Cepkod.com
Cepkod öne çıkmaktan öte sunumuyla beni şaşırtan girişim olarak burada yer alıyor. Türkiye’de internet sektörünün nabzını tuttuklarını söyleyebileceğimiz çok ciddi bir kalabalığa projeyi tanıtma imkanlarını kullanırken, bilmediğim gerekçeleri nedeniyle proje ile bilgi vermeyen ekibi doğrusu anlamadım. Fikrin gizliliği nedeniyle yapıldı ise; ben proje ismini duyduğum anda bunun bir cep telefonu üzerinden barkod okuma sistemi olduğunu anlıyorum. Eğer proje bu değilse ve gerçekten gizliyse hak verilebilir, ancak değilse bence çok önemli bir fırsatı yanlış bir şekilde kullandılar.

Geri kalan girişimleri ve eTohum toplantılarının devamını etohum.com üzerinden takip edebilirsiniz. Ayrıca toplantıda Burak Büyükdemir’in anlattığı “Başarılı internet girişimlerinin 10 altın sırrı” konusu kesinlikle çok yararlıydı, özellikle Türk girişimcilerini çok iyi analiz eden bu yazıyı mutlaka okumanızı öneririm. Ayrıca Buırak Büyükdemir benim bildiğim kadarıyla Türkiye’de internet girişimleriyle ilgili tek kitabı yazan kişi; ilgilenenler için: Kümesteki Kartal Neden Uçamaz?

Bundan sonra eTohum toplantılarına daha sık gitmeye çalışağım ve ilginç gördüğüm noktaları buradan paylaşacağım.

PaylaşPaylaş     E-PostaE-Posta     E-PostaPermalink     E-PostaTrackBack

Pandora.com

January 28, 2009

Etrafımda Pandora.com‘u bilen ancak kullanmamış olan çok fazla kişiye rastlıyorum. Bu kitle haklı olarak Pandora’yı “online müzik servislerinden biri” şeklinde biliyorlar. Oysa Pandora’nın çok belirgin iki önemli özelliği var; müziği tanımlamak ve bu tanıma göre kullanıcının müzik zevkini çıkarmak. Yani Pandora’yı denemeyen insanların düşüncelerinin aksine, “müzik dinleme” kısmı aslında Pandora’nın en sıradan kısmı.

Pandora.com

Pandora.com

Pandora’yı anlamak için, arkasında yatan asıl cevhere bakmak gerekiyor: Music Genome Project. Music Genome Project (MGP) 2000 yılında daha sonra Pandora’yı oluşturacak ekibin o zamana kadar örneği görülmemiş bir müzik analiz çalışması yapmaya karar vermesiyle ortaya çıkıyor. Öncelikle bir şarkıyı tanımlamaya yarayacak 400 özellik ortaya çıkarılıp işin metodolojisi hazırlanıyor; tahmin ettiğiniz gibi bu özellikler MGP’de müziğin “gen”lerini oluşturuyorlar. Bu genler her şarkıyı melodi, ritm, armoni, kullanılan enstrümanlar, vokal özellikleri, sözler gibi bir çok açıdan tanımlıyorlar. MGP’de bu analiz işlemini yapan; müzik teorisi, beste/düzenleme veya enstrüman performansı konularında çok ciddi tecrübelere sahip müzisyenlerden oluşan 50 kişilik bir ekip bulunuyor. MGP’ye eklenen her şarkı bu ekip tarafından bahsettiğimiz özelliklere göre analiz ediliyor.

Pandora.com ise bu işin önyüzü. Pandora.com’un işleyişini bilmeyen çoğu kişi onu Last.fm gibi örneklerle karşılaştırıyor. İnternet üzerinde size bir şekilde öneri sunan çoğu site “collaborative filtering” tekniğini kullanmaktadır; özetle sizin zevkinizi anlayıp, size benzer zevke sahip kişilerin beğenilerini önermektedir (bu konu hakkında ileride daha detaylı yazmayı planlıyorum). Pandora’nın yaptığı ise, sizin sevdiğiniz şarkıları öğrenip, bu şarkıların MGP’deki genlerine ve baskın özelliklerine bakıp; bu şarkıları neden sevdiğinizi analiz edip aynı genlere sahip farklı şarkılar önermek. İşte Pandora’nın farkı tam da burada yatıyor: Size beğenme ihtimalinizin yüksek olduğu müzikleri değil; dinlediğiniz şarkılara müzikal açıdan yakın şarkıları öneriyor.

Pandora bence doğrudan müziği konu olarak alan en büyük online devrimi yaptı (hemen akla gelen diğer devrimler müziğin kullanıcıya ulaşım şekli, paylaşımı, tüketilmesiyle ilgiliyken, Pandora doğrudan müzik ile ilgili bir yenilik). Pandora’yı kullanırken hem o an dinlediğiniz şarkının genlerine bakıp aslında o şarkıyı niye beğendiğinizi görüyorsunuz (ve çoğu zaman şaşırarak hak veriyorsunuz), hem de beğenme ihtimaliniz olan değil, dinlediğiniz şarkılara müzikal olarak benzeyen öneriler alıyorsunuz.

Bir müzisyen olarak hayatımda bana Pandora kadar etkili öneriler getirip müzik dağarcığımı arttıran bir başka araç daha kullanmadım. Eğer denemediyseniz Pandora’yı mutlaka denemenizi öneriyorum, sistemin sizi tanımasını sağlayacak kadar kullandıkça size önerdiği şarkıların ne kadar yüksek bir oranını gerçekten beğendiğinize inanamayacaksınız.

Not: Her güzel şey gibi Pandora’nın da kötü bir tarafı var, maalesef telif hakları nedeniyle şu an Pandora’yı Türkiye’den dinleyemiyorsunuz. Ancak YouTube’un kapanmasıyla oldukça alışık olduğumuz yollarla, Google’da “Pandora Outside US” şeklinde bir arama yaparak dinleme yollarını öğrenebilirsiniz.

PaylaşPaylaş     E-PostaE-Posta     E-PostaPermalink     E-PostaTrackBack