February 2009 Arşivleri

Günlük blog gazeteniz

February 27, 2009

The Printed Blog, Amerika’da belirli şehirlerde yayınlanan ve seçilmiş bloglardan derleme yazılarla oluşturulan yeni bir gazete. The Printed Blog özellikle yolda, metroda okunmaya yönelik genelde kısa olan blog yazılarını topluyor ve bir gazete olarak sunuyor.

The Printed Blog

The Printed Blog

The Printed Blog’un iki özelliği öne çıkıyor. Birincisi, basılı ortamda yer alıyor olsa da, yapım sürecinin son derece interaktif olması. İsteyen herkes bir sonraki sayıda basılması için gazetenin web sitesinden blog yazıları gönderebiliyor, gazete editörleri ise bir yandan blog dünyasında yazı arıyorlar. Aynı şekilde gazete aslında son derece özelleştirilebilir bir içeriğe sahip. Bu okuyucuların web sitesinde verdikleri oylar sayesinde oluyor. Öyle ki The Printed Blog’un aynı şehirde bile birden çok versiyonu olabiliyor. Şehrin hangi bölgesinde oturuyorsanız, sizin bölgenizde oturan okuyucuların gazetenin web sitesinde verdikleri oylarla o bölgede çıkacak versiyonun içeriği belirleniyor. Yani hem içeriğin kaynağı, hem de içeriğin seçimi internette olduğu gibi (daha kısıtlı kapsamda olsa da) aslında okuyucunun elinde.

İkinci önemli konu ise tabi ki gelir modeli. Tahmin edilebileceği gibi, The Printed Blog ücretsiz dağıtılıyor, gelirini reklamdan elde ediyor ve bu geliri içerik sahibi blog yazarlarıyla paylaşıyor. Bu iş modelinin gelir istikrarı ayrı bir konu ancak, bence ücretsiz bir gazete için bloglar çok doğru bir içerik. Hem ücretli gazete ve dergilerde olmayan, yani basılı ortamda genelde görmediğiniz bir içerik sağlıyorsunuz, hem de bu içerik genelde hızlı tüketilebilecek kısa yazılardan oluşuyor.

Türkiye’de bu tür bir girişim tutar mı emin değilim (özellikle daha bu ay Gaste‘nin kapandığını düşünürsek), ancak şu ana kadar blog içeriğini basılı mecranın değerlendirmemesi doğrusu ilginç. Belki sadece blog yazılarından oluşan bir gazete için henüz erken ancak; çoğu gazete köşe yazarından daha başarılı bulduğum bazı blog yazarlarının yazılarını örneğin bir derginin 7-8 sayfalık bir “Blog Köşesi” hazırlayarak kullanması bence doğru bir adım olurdu.

PaylaşPaylaş     E-PostaE-Posta     E-PostaPermalink     E-PostaTrackBack

Eğer Windows Internet Explorer’la beraber gelmeseydi, Firefox’u nasıl indirecektiniz?

February 13, 2009

Firefox | IEDigital Daily’de gördüğüm bu başlık gerçekten beni çok güldürdü :)

Avrupa Birliği Komisyonu’nun, Microsoft’un Internet Explorer’ı Windows ile beraber dağıtıyor olmasının; tarayıcı pazarında rekabeti ve gelişimi önleyici bir etki yaratması iddiasıyla yaptığı şikayet; Opera ve Mozilla-Firefox tarafından ciddi bir şekilde destek görmekte. Aynı konu daha önceden Amerika içerisinde de gündeme gelmişti. Microsoft ise daha önce Windows Media Player’ı da Windows’la beraber dağıtması nedeniyle ciddi cezalar ödemişti.

Başlık bir espri olsa da bence kesinlikle gerçeklik payı taşıyor. Bir düşünün; bu şikayet sonucu Internet Explorer artık Windows’la dağıtılmıyor, tüm dünyadaki Firefox’cular pazarın demokratikleşmesi nedeniyle mutlular. Bir kullanıcı olarak bilgisayarınıza yeni bir Windows kuruyorsunuz, ve internette gezinemiyorsunuz! Firefox kurmak için de sizi firefox.com‘a götürecek baş belası bir Internet Explorer’ınız yok!

Konuyla ilgili arkadaşlar hemen FTP vs. gibi bir çok yolla Firefox kurulum dosyasının edinilebileceğini ve kurulabileceğini söyleyeceklerdir. Ancak standart bir kullanıcı için, ister explorer ister firefox kullanıyor olsun; bir işletim sisteminin tarayıcısız geliyor olması bence çok ciddi bir problem.

Bu arada akla gelen bir konu da, Apple’ın kendi işletim sistemiyle beraber Safari’yi dağıtıyor olmasına kimsenin şikayet etmemesi.

Gerçekten de bu zeki başlık için John Paczkowski‘yi kutlamak gerekiyor. Açıkçası ben, kurduğum Windows’un Internet Explorer’la beraber gelmesini istiyorum, Explorer’ı sadece Firefox indirmek için kullanıcak olsam bile!

PaylaşPaylaş     E-PostaE-Posta     E-PostaPermalink     E-PostaTrackBack

eTohum 2009 Girişimleri

February 3, 2009
eTohum.com

eTohum.com

Dinlio.com girişiminde beraber çalışma fırsatını bulduğum sevgili Burak Büyükdemir‘in müthiş organizasyonlarıyla uzun süredir devam eden eTohum’a 31 Ocak Cumartesi günü en sonunda katılabildim.

eTohum internet girişimcileri, yatırımcıları ve profesyonellerini bir araya getiren; her yıl seçilecek sınırlı sayıda internet girişimi için workshop’lar düzenleyip, her konuda destek verecek ve olası yatırımcılarla tanıştıracak olan, Türkiye için çok yararlı olduğunu düşündüğüm bir organizasyon. 31 Ocak günü yapılan toplantı ise ayrı bir önem taşıyordu, çünkü 2009 yılında eTohum workshop’larına katılacak ve çok ciddi tecrübelere sahip bir kadro ile zaman geçirme şansına sahip olacak internet girişimleri açıklanıyordu.

Girişimler arasında genelde yurtdışındaki fikirleri Türkiye’ye uyarlama modeli izleyen siteler çoğunluktaydı; bu fikre düzgün bir lokalizasyon yapıldığı sürece bence gayet doğru bir strateji. Yine de enteresan bir nokta dikkatimi çekti; tüm girişimler az ya da çok sosyal web’in önemini ve Web 2.0 akımının artı noktalarını biliyor olsalar da, Türkiye’de çok ciddi bir kullanıcı kitlesi olan Facebook ve MySpace gibi platformlar üzerine herhangi bir girişim yoktu. Ya bu tür platformlardaki uygulamalardan gelir elde etme yollarının yeterince bilinmiyor olması ya da bu avantajın yeterince bilinmiyor olması, bu sosyal platformların üzerine entegre olacak şekilde tasarlanmış girişimlerin çıkmasını engelliyor.

eTohum’daki girişimlerden benim özel olarak dikkatimi çekenler şunlardı:

Ideshot.com
Kullanıcıların kullandıkları markalarla ilgili önerilerini bu markalara iletmelerini sağlayan bir platform. Yurtdışında başarılı birkaç örneği olan bu konu sanırım Türkiye’de ilk kez işleniyor.

Kartguru.com
Kullanıcılara kredi kartları kullanımlarıyla ilgili (hangi işlemlerde hangi kartı kullanmanız gerektiği gibi) tasarruf sağlayacak bir servis. Detayları henüz belli olmasa da, kullanıcı dostu olduğu takdirde kredi kartına çok düşkün ancak para yönetimi konusunda son derece başarısız olan ülkemizde çok hızlı büyüyebileceğini düşünüyorum.

Ogrence.net
Dersanelerin velilerle iletişimini ve etkileşimini sağlayacak bir platform. Öğrenciler, veliler ve dersaneden oluşan bu ortam için sosyal özellikler taşıyan bir platform olmaması çok ilginç. Bence çok iyi bir alan yakalamışlar, tüm projeler arasında kısa sürede pozitif nakit akışına sahip olması en muhtemel proje sanıyorum buydu.

Sunumax.com
Web sitelerine hareketli insan videoları ekleyerek site tanıtımını yapan bir araç. Sunumax ekibi beklentileri boşa çıkarmayıp hem en iyi sunumu yaptı, hem de referanslarıyla şimdiden uzun vadede istikrarlı bir gelir akışına sahip bir girişim olacağının sinyallerini verdi.

Userspots.com
Inovasyon anlamındaki tek gerçek örnekti. Kullanılabilirlik testi ve göz tarama cihazlarıyla desteklenen reklam algısı testlerini Türkiye’de yaptıkları ar-ge ile gerçekleştiren ve fiyat avantajını kullanarak global’e oynamayı planlayan bir ekipti userspots.com. Doğrusu nasıl devam edeceklerini merakla takip edeceğim.

Cepkod.com
Cepkod öne çıkmaktan öte sunumuyla beni şaşırtan girişim olarak burada yer alıyor. Türkiye’de internet sektörünün nabzını tuttuklarını söyleyebileceğimiz çok ciddi bir kalabalığa projeyi tanıtma imkanlarını kullanırken, bilmediğim gerekçeleri nedeniyle proje ile bilgi vermeyen ekibi doğrusu anlamadım. Fikrin gizliliği nedeniyle yapıldı ise; ben proje ismini duyduğum anda bunun bir cep telefonu üzerinden barkod okuma sistemi olduğunu anlıyorum. Eğer proje bu değilse ve gerçekten gizliyse hak verilebilir, ancak değilse bence çok önemli bir fırsatı yanlış bir şekilde kullandılar.

Geri kalan girişimleri ve eTohum toplantılarının devamını etohum.com üzerinden takip edebilirsiniz. Ayrıca toplantıda Burak Büyükdemir’in anlattığı “Başarılı internet girişimlerinin 10 altın sırrı” konusu kesinlikle çok yararlıydı, özellikle Türk girişimcilerini çok iyi analiz eden bu yazıyı mutlaka okumanızı öneririm. Ayrıca Buırak Büyükdemir benim bildiğim kadarıyla Türkiye’de internet girişimleriyle ilgili tek kitabı yazan kişi; ilgilenenler için: Kümesteki Kartal Neden Uçamaz?

Bundan sonra eTohum toplantılarına daha sık gitmeye çalışağım ve ilginç gördüğüm noktaları buradan paylaşacağım.

PaylaşPaylaş     E-PostaE-Posta     E-PostaPermalink     E-PostaTrackBack

Ruby on Rails

February 2, 2009
Ruby on Rails

Ruby on Rails

Ruby on Rails fırtınasına yaklaşık 1 yıl önce kapıldım. O zamana kadar genelde ASP.NET yazıyordum ve açıkçası mevcut web framework’leriyle çok ilişkim yoktu. Yani bırakın hoşuma gitmesini, bir framework’e ne kadar ihtiyacımın olduğunun bile farkında değildim. Daha sonra her yerden Ruby on Rails haberleri duymaya başladım ve en sonunda bir bakmaya karar verdim. Ruby on Rails daha ilk görüşte insanı etkiliyordu: “Beautiful Code“.

Arayı hızlı geçersek, Ruby on Rails’a aşık olmam uzun sürmedi. Gerçekten de Commodore 64′de manuel’den 12 sayfalık kod yazıp klavyeden piano sesi çıkardığımdan beri kod yazmaktan bu kadar zevk almamıştım.  RoR kullanmaya başladığınızda öncelikle bir web sitesi programlarken ne kadar fazla şeyi her zaman aynı şekilde yaptığınızı farkediyorsunuz. RoR’un “convention over configuration” mottosu da burada devreye giriyor,  sadece özel bir durum olduğunda configuration yapın, onun dışında gerekli her şeyi RoR default ayarlarına bırakın. Kendi adıma konuşursam, bir projeyi sadece Ruby on Rails ile yapmaya karar vererek, proje süresini %30 – %40 kısaltmış oluyorum.
Ruby on Rails tekerleği baştan icat etmiyor, içindeki çoğu parça başka framework’lerde de bir şekilde önceden yer alıyor olabilir. Ancak önemli nokta Ruby on Rails’in gerçekten “efektif” bir framework olması. Ruby on Rails’e geçtiğinizde yazdığınız platform, bir süre sonra sizin yazma biçiminizi de etkiliyor. Bu konuda çok enterasan bir örnek bulunuyor; CdBaby.com‘un yaratıcısı Derek Sivers,  çok ciddi büyüklüğe sahip olan CD Baby‘i PHP’den Ruby on Rails’e geçirmeye karar veriyor ve tüm bu süreci blogundan anlatıyor. Uzun ve yorucu bir geçiş çalışmasının sonucunda mevcut sistemi değiştiriyor olmak ve şirketin tüm programcılarının bilgisinin aksine gitmek fazla zor geliyor ve tekrar PHP’ye dönüyor. Ancak düşünceleri dikkat çekici:

“Ruby on Rails’den o kadar çok şey öğrendim ki, bu programlama tarzını PHP’de de kullansam yine aynı efektifliği yakalarım”.

Platformun sizi etkilemesiyle anlatmak istediğim işte tam olarak bu. Ruby on Rails’in size yarattığı ortamda, çok az kodla çok fazla sonuç sağladığınız için, siz de çok daha temiz ve düzenli düşünmeye / yazmaya başlıyorsunuz. RoR’a olan hevesiniz yüzünden, daha fazla araştırmaya başlıyor, hep daha kısasını, daha hızlısını arıyorsunuz.

Bu kadar tanıtımın ardından, gelelim Ruby on Rails öğrenmeye. Türkiye’de maalesef hala Rails’cilerin buluşabileceği online bir ortam bulunmuyor (Bu konuda bir girişim yapmayı düşünüyorum ancak zaman azlığı nedeniyle ilgilenebileceğimden emin değilim. Konuyla ilgili yorumlarınızı gönderebilirsiniz). Yabancı kaynak olarak ise resmi sitesinde pek çok yararlı bilgi bulabilir, Amazon‘dan veya internette e-book olarak pek çok kitap bulabilirsiniz. Ancak benim öğrenme sürecimi hem çok hızlandıran hem de çok keyifli hale getirmiş olan başka bir kaynak önermek istiyorum:

Lynda.com | Ruby on Rails Training

Lynda.com | Ruby on Rails Training

Kevin Skoglund‘ın hazırladığı Lynda.com video eğitimlerinden iki seri: 
Ruby on Rails Essential Training” ve daha sonra çıkan “Ruby on Rails Beyond the Basics“.

Ruby on Rails’i kurulum aşamasından ilk sitenizi hazırlamaya kadar video eşliğinde öğrenmek gerçekten çok yararlı ve keyifli. Kevin Skoglund ise anlatımı oldukça başarılı olan bir programcı.

Eğer Ruby on Rails’e başlangıç yapmayı düşünüyorsanız bu iki video ile yapmanızı, düşünmüyorsanız ise acilen düşünmenizi öneriyorum. Zamanınızın büyük bir bölümünü programlama yaparak geçiriyorsanız, Ruby on Rails hayatınızı kesinlikle çok değiştirecek, tabi ki iyi yönde!

PaylaşPaylaş     E-PostaE-Posta     E-PostaPermalink     E-PostaTrackBack